Federico Fellini, sinema dünyasına güçlü bir şekilde damga vurmuş bir yönetmendi. Yönetmenliğini yaptığı ve adeta sinemada yeni türlerin öncüsü olmuş “Amarcord” ve “8½” gibi filmleriyle tanınır. Ayrıca “Tatlı Hayat” filmiyle “paparazzi” terimini dilimize kazandırmış, adını bir deyim olarak kültürel mirasımıza bırakmıştır. Fellini, sadece bu yapıtlarla değil, “La Strada”dan “Orkestra Provası”na kadar birçok kült eserle sinema tarihine adını yazdırmıştır.
Özgün ve çarpıcı tarzı nedeniyle, sinema çevrelerinde kıskançlıkla karşılandı. Özellikle Yeni-Gerçekçi akımın ustası sayılan Rossellini ile arasında gerginlikler yaşandı. “La Strada”nın Venedik Film Festivali’nde ödül alması sırasında Rossellini’nin ekibiyle yaşanan tartışmalar ve “Tatlı Hayat” filminden sonra dile getirilen eleştiriler, Fellini’nin sinema dünyasında ne denli ayrıksı bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
Fellini, Rimini’den Roma‘ya uzanan kariyerinde köklerine sadık kaldı ve filmlerinde, karikatürist geçmişini insan portrelerinde yansıttı. Senaryo yazımıyla başlayan sinema kariyeri boyunca, elindeki malzemeyle yaratıcı olmayı tercih etti. Çekimlerin ham görüntülerini kurguda şekillendirirken, her zaman gözlemlerine dayalı çalışmayı sürdürdü. Bu yaklaşımıyla, sinematografiye mühendislerin değil sanatçıların yön vereceği bir çağ öngördü.
Kendi stilini oluşturan Fellini, imgelem ve gerçeklik arasındaki sınırları sorguladı. İlerleyen yıllarda, rahat bir çalışma ortamı elde ettiğinde medyumlara danışarak filmlerine başladığı söylentisini bile korkusuzca dile getirdi. Çalışmalarında tutarlı bir ekiple iş birliği yaparken, arka planında çelişkiler barındıran muhafazakâr bir anlayış sergiledi. Filmlerinde ise daima sirklere ve palyaçolara sempati beslerken, televizyona karşı negatif bir duruş sergiledi.
Her zaman kendi özgün üslubunu koruyan Fellini, Hollywood’un cazibesine kapılmak yerine İtalya’daki köklerine dönmeyi tercih etti. Evrensel bir sanatçı kimliğine sahip olsa da, İtalyan kültüründen hiç kopmadı, bu özelliğiyle Rossellini’ye kıyasla daha İtalyan olarak anılmayı sürdürdü.



