Luc Besson’un yönetmenliğindeki “Dracula: A Love Tale”, Bram Stoker’ın klasik romanı “Dracula”yı farklı bir yorumla sinema perdesine taşıyor. 2025 yazında Fransa’da izleyiciyle buluşan film, şimdi ise Kuzey Amerika sinemalarında gösterimde. Türkiye’de 27 Mart’ta vizyona girmesi beklenen bu yapım, eleştirmenlerin ilgisini çekiyor.
Başrolde Caleb Landry Jones’un Eflak Prensi Vladimir olarak karşımıza çıktığı filmde, ünlü aktör Christoph Waltz’ın yanı sıra Matilda De Angelis, Zoë Bleu ve Ewens Abid de önemli rolleri üstleniyor. “Dracula: A Love Tale”, özellikle Rotten Tomatoes’da aldığı %67’lik skorla dikkat çekiyor. Bu oran, eleştirmenlerin filme yönelik karışık görüşlerini yansıtıyor.
Eleştirmenlerin görüşlerine bakacak olursak, gotik hikâyenin absürt ama ilgi çekici bir versiyon olarak yorumlandığını görüyoruz. Peter Bradshaw, yapımı “saçma ama izlenebilir” bulurken, Jordan Mintzer filmdeki kitsch unsurların ve abartılı anlatımın vampir mitolojisine yeni bir soluk getirdiğini söylüyor. Özellikle Caleb Landry Jones’un performansı, bu değerlendirmelerde öne çıkıyor.
Filmde görsel estetik de oldukça konuşuluyor; görüntü yönetmeni Colin Wandersman, klasik gotik tarz yerine Flaman ressamlarından ilham alarak farklı bir atmosfer yaratmayı başarmış. Eleştirmen Jake Cole, bu yaklaşımı filmin kayda değer bir katkısı olarak öne çıkarıyor.
Luc Besson’un uyarlaması, Robert Eggers ve Francis Ford Coppola’nın benzerlerinden oldukça ayrılıyor. Eser, Viktorya dönemi İngiltere’si yerine Paris’te geçerken, karakterlerin etkileşimlerdeki yenilikçi unsurlar dikkat çekiyor. Özellikle vampir gelinlerinin yerini gargoyle’lerin alması ve Dracula’nın Mina’ya yaklaşımındaki farklılıklar filme özgünlük katıyor.
Son olarak, “Dracula: A Love Tale”, Besson’un tarzıyla dikkat çekse de, vampir hikâyelerine farklı bir perspektif sunarak izleyicileri etkilemeyi başarıyor. Sinemaseverler, bu yeni Dracula uyarlamasının getirdiği farklılıklar üzerine yorumlarını sabırsızlıkla paylaşmayı bekliyor.



